Mevsimsel Duygu Durum Bozukluğu

Mevsimsel duygu durum bozukluğu mevsimsel depresyon ya da kış depresyonu olarak da bilinen bir depresyon şeklidir. Genellikle ilkbahar ve yaz aylarında gerilemekle birlikte sonbahar ve kış aylarında meydana gelir. Mevsim geçişlerinde nüksetmesi ve uzun süre devam edebilen bir rahatsızlık olması nedeniyle ciddi bir ruh sağlığı problemi olarak görülmektedir.

Görülme Sıklığı

Mevsimsel duygu durum bozukluğu görülme sıklığının kuzey ülkerinde yüzde 10’a yaklaştığı bilinmektedir. Kadınlarda görülme sıklığı ise erkeklere oranla yaklaşık 3 kat daha yüksek olduğu görülmektedir.

Belirtileri

En yaygın belirtileri artan uyku saatlerine rağmen enerji kaybı veya artan yorgunluk, aşırı yeme davranışı ile birlikte kilo alımını içerir. Mevsimsel duygu durum bozukluğu belirtileri majör depresyona benzer bir çok semptom içerebilir. Örneğin, üzüntü ya da depresif duygu durum hissi, daha önce zevk alınan aktivitelere karşı ilgi kaybı, konsantrasyon ve karar vermede güçlük gibi belirtiler görülebilir.

Nedenleri

Işığa karşı retinal duyarlılık gibi biyolojik faktörler bu bozukluğun ortaya çıkmasında rol oynayabilmekle birlikte strese ve depresyona yatkınlık ve gün ışığı saatlerinin kısa olduğu kuzey ülkelerinde yaşamak gibi faktörler etkili olabilir.

Tedavi Yöntemleri

Mevsimsel duygu durum bozukluğu ışık tedavisi, bilişsel-davranışçı terapi, ilaç tedavisi, ya da bu yöntemlerin çeşitli kombinasyonları ile etkili bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

Işık Tedavisi

İlaç tedavisinde, kişi günün erken saatlerinde en az 20 dakika çok parlak bir ışığa maruz kalmaktadır. Genellikle, tedavi başladıktan 1-2 hafta sonra belirtilerde gerilemeler görülmektedir. Ancak, nüksetmeyi önlemek ve olumlu etkiyi sürdürebilmek için ışık tedavisi genellikle kış boyunca devam eder.

Bilişsel Davranışçı Terapi

Mevsimsel duygu durum bozukluğunun tedavisinde bilişsel davranışçı terapi önemli bir yere sahiptir. Öncelikle bireyin olumsuz ve işlevsiz bilişlerinin tanımlanması ve değiştirilmesi amaçlanr. Ayrca, özellikle uyku saatleri uzun olan bireyler için kış zamanlarını değerlendirebilecekleri etkinlik çizelgeleri oluşturularak davranışsal etkinleştirme kullanılır.

İlaç Tedavisi

Depresyon tedaivisinde kullanılan psikiyatrik ilaçlar bu bozukluğunun tedavisinde destekleyici ya da alternetif tedavi yöntemi olarak kullanılabilmektedir.

Psikoloji Nedir, Ne İşe Yarar?

Psikoloji nedir? Kısaca bu soruya verilecek yanıt, “İnsan ve hayvanların duygu ve davranışlarının incelenmesidir.” denilebilir. Psikoloji ismi seçilirken, insanın organlarının işleyişinin incelenmesi değil, onun duygu, davranış, düşünce ve algılarının anlaşılmasına vurgu yapılmak istenmiş olmalıdır.

Psikoloji nedir? Bu soruya karşılaştığım bir kitapta öz bir cevap buldum. Fulya Taşçeviren tarafından yazılmış “Kolay, Kısa, Keyifli Psikoloji” isimli kitapta psikoloji nedir kısaca anlatılmış.

Psikoloji insan ruhunun, özünü, değişik durumlarını inceleyen, duyum, coşku ve düşünme gibi olguların kurallarını bulmaya çalışan bilim dalıdır. Namı diğer ruhbilim… Yunanca “ruh” anlamına gelen psykhe ile “bilgi” anlamına gelen logos kelimelerinden türetilmiştir. Psikoloji sözcüğü ilk olarak Alman filozof Christian Wolff (1676-1754) tarafından kullanıldıktan sonra önemsenmeye başlanmıştır.

1879’da Alman psikolog Wilhelm Wundt tarafından Leipzig’de kurulan psikoloji laboratuarı ile de psikoloji, deneysel bilim dalı unvanını kazanmıştır. İlk psikoloji deneyleri burada yapılmıştır. Psişik olaylar fizik olayları gibi incelenmeye çalışılmıştır. Daha sonra Avrupa’nın değişik yerlerinde ve Amerika’da birçok psikoloji laboratuarı açılmıştır. Bizde ise ilk psikoloji çalışmaları Farabi ve İbni Sina’nın düşünme, duygulanma, irade gibi özellikleri incelemeleriyle başlar. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın çalışmaları da önemlidir.

On beşinci yüzyılda Sultan İkinci Mehmed döneminde kurulan akıl hastanesinde, müzikle ve sporla hastaları tedavi yoluna gidilmiştir. Batı etkisine dayanan ilk psikoloji çalışmaları ise Hoca Tahsin Efendi’nin Psikoloji Yahut İlm-i Ruh eserini yazmasıyla başlar. Abdullah Cevdet ruhsal olaylarla beyin arasındaki ilişkileri incelemiş, Ahmet Mithat Efendi ise çocukların zihinsel ve ruhsal gelişimi ile ilgili araştırmalar yapmıştır. Ve tabi ki Mazhar Osman’ın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ni kurması da Türkiye’de psikolojinin gelişiminde bir dönüm noktasıdır.

Psikoloji, felsefeden ayrılıp bağımsız bir bilim haline geldikten sonra, kısmen de olsa, bazı filozofların düşünce biçimlerinin etkisinde kalmış ve ekol olarak gelişen psikoloji akımları ortaya çıkmıştır. Ekoller genellikle tek yanlı görüşlere dayanır. İncelemek istedikleri konuyu temel öğeler açısından ele alırlar. Psikolojinin belli başlı ekolleri şunlardır: Yapısalcılık (zihin yapısı ile ilgili), İşlevselcilik (zihin göreviyle ilgili), Davranışçılık, Psikanaliz ve Geştalt Psikolojisi.

Alıntıdaki “Psikoloji nedir?” sorusunun cevabı ayrıntılı olmamakla beraber konunun farklı yönlerini kapsadığından kayda değerdir.

Psikoloji ne işe yarar?

Psikoloji insani bir bilim olarak birçok bilim dalına yardımcıdır. Kriminoloji gibi suçun anlaşılmasından, işe alım süreçlerine yaygın bir faaliyet alanı vardır.

Psikoloji insan davranışlarıyla ilgili olduğu için tıptan tamamen ayrılamaz bir bilim ve bu özelliği başta sağlık alanında psikolojiden yararlanılmasını sağlar. Dünya sağlık örgütünün tanımında insanın ruhen ve bedenen sağlıklı olması vardır. Psikoloji başta insanın ruhen sağlıklı olmasını sağlayabilir.

Travma geçiren insanlar psikolojik destek alırken psikoloji biliminden faydalabılabilir. Çocukların başlarına gelen felaketler, kişiye çok yakın birinin ölümü gibi durumlarda mesela.

Toplumsal sorunların çözümünde diğer sosyal bilimlerle birlikte psikolojiden faydalanılabilir. Örneğin ülkede kadına yönelik şiddet sorununu çözmek için bu bilimden faydalanılabilir. ABD’de okullarda yaşanan ciddi sorunların çözümü için de geçerlidir bu.

Psikoloji eğitim alanında da kullanılır. İnsan nasıl öğrenir, daha etkili bir öğrenme nasıl olur sorularına cevap verebilir psikoloji. Aynı zamanda pedagoji denilen bilim dalının belki de en iç içe olduğu bilim psikolojidir. Çocuklara nasıl davranılmalıdır, çocuklar nasıl yetiştirilmelidir? Bu sorulara cevap arar psikoloji.

Psikoloji iş dünyası için de çok önemli ve gereklidir. Kimler işe alınmalıdır, örgüt bağlılığını artırmak, iş doyumunu artırmak için neler yapılabilir, insanlar nasıl ortamlarda daha rahat ve üretken olurlar? Bu soruların yanıtı için de bu bilimden faydalanılabilir.

Reklam ve pazarlama alanı da yine bu bilimin fayda sağladığı alanlardandır. Marka algısı oluşturma, marka sadakati, tüketimi teşvik etme, akılda kalma gibi konularda endüstri dünyasında psikolojiden faydalanılır. Rafları nasıl dizersek daha fazla alış veriş yapılmasını sağlarız? Su şişesinin kapağı hangi renk olursa insanların suya talebi artar?

Neden sosyal medya siteleri genellikle mavi rengi tercih eder? Bir reklamda hangi kelimelere vurgu yapılırsa dikkat çekme ve akılda kalma artar?

Ve elbette siyasette. Psikoloji biliminin bulgularından siyasette de faydalanılır. Seçmen psikolojisi, lider algısı gibi alanlarda psikolojinin önemi inkar edilemez. Nasıl konuşmalı, hangi kelimeler seçilmeli, hangi kıyafetler tercih edilmelidir?

Psikoloji ve Psikiyatr arasındaki fark

Psikoloji yukarıda verilen alanların hepsi için kaynak sunarken Psikiyatr psikoloji biliminin verilerinin tıp alanında kullanımıdır.

Bu iki bilim dalı arasındaki esas ayrım, ikisinin eğitim anlayışları ve yaklaşımlarındaki farka dayalıdır. Psikiyatri bir tıp dalı, psikoloji ise bir sosyal bilim alanıdır. Bir üniversitenin edebiyat fakültesinde yer alan “psikoloji” bölümü, öğrencilerine psikoloji bilimini öğretir ve “psikolog” yetiştirir. Tıp fakültelerindeki “psikiyatri” dalları ise, “psikiyatr” yani ruh doktoru yetiştirir. Psikiyatrlar “tıp doktoru” unvanını taşırken, psikologlar “sosyal bilimci” unvanını taşımaktadırlar.

Burada yazılan psikolojinin kullanım alanları birer örnektir. Farklı alt dalları olan psikolojinin birçok kullanım alanından bazılarıdır bunlar. Psikoloji nedir ve psikoloji ne işe yarar sorusunun tam cevabı değildir.

Sebeplerin alanı ve bilgi üretimi

1644’te, İngiliz şairi John Milton, iç savaş ve dini fanatizmin rahatsız edici dönemlerinde, basın özgürlüğü için tutkulu bir ricada bulundu. Şöyle yazdı: “Öğrenmek için çok arzunun olduğu yerde, çok fazla tartışmanın, çok yazmanın, çok fazla düşüncenin olması gerek; Çünkü iyi insanlarda görüş aslında bilgi demektir. ”Milton, bu kelimelerle, diğer düşünürlerin de tanıdıklarını, yani, insanların özgürce tartışmasına izin verirseniz, her birinin kendi perspektifinden gelme eğiliminde olacağı fikrine değinir. oldukça iyi çözümler ile.

Örneğin Sokrates ve Platon, diyalog biçimindeki akıl yürütmenin bir tür bilgi biçimine yol açtığını düşündü. Jürgen Habermas, “iletişimsel rasyonellik” ten söz ediyor. Fakat neden bu neden değişimi bu kadar önemli? Özel akıl yürütme, bize Fransız filozof René Descartes’in bir zamanlar düşündüğü gibi “açık ve farklı fikirler” sunmuyor mu? Yoksa akıl yürütme, bireylerin sezgisel ve duygusal düşüncelerini, son psikolojik araştırmaların önerdiği gibi düzelttikleri bir süreç değil midir?

Son zamanlarda bilişsel bilim adamları Hugo Mercier ve Dan Sperber tarafından harika ilham verici kitaplarında Akıl Yürüten Enigma adlı yeni geliştirilen akıl yürütme teorisi, akıl yürütmenin evrimsel işlevinin kendi davranış ve bilgimizi geliştirmek olmadığını önermektedir. Bunun yerine, muhakemenin kökenini sosyal bir bağlamda anlamalıyız. Başkalarını ikna etmek ya da kendimizi haklı çıkarmak için sebepler sunuyoruz. Yazarların söylediği gibi: “Sebepler sosyal tüketim içindir”. Bu, evrimsel bir bakış açısına göre, nedenlerimizin mutlaka iyi olmak zorunda olmadıklarını, ancak sadece verimli olmalarını gerektirmektedir. Kendi nedenlerimize hizmet etmeleri gerekiyor ve eğer basit argümanlarla iyi çalışırsa, neden daha iyi, ama daha karmaşık olanları aramayı zahmet ediyorsun? Bu nedenle bizim mantığımız önyargılı ve tembeldir. Ancak durum buysa, muhakeme bilgiyle nasıl sonuçlanır? Sofistler, retoristler ve avukatlar, mantığın haklı olmakla değil, sadece başkalarını ikna etmekle ilgili olduğunu iddia etmekte haklı mıdır?

Aslında, kelimenin bu ustalarıyla aynı fikirde olmak zorunda kalacağız. Bununla birlikte, oyunda başka bir faktör var, yani nedenlerin ele alındığı insanlar. Başkalarının iddiaları tarafından kolayca kolay sallanmıyoruz, çünkü bu bizi aldatma ve manipülasyona karşı savunmasız bırakacaktır. Eğer bir eczacı bize ve ailesine yardım ettiğini söyleyen homeopatik bir iksir satmaya çalışırsa, şüpheci davranırız çünkü fıkralar bilimsel kanıt olarak sayılmaz. Benzer şekilde, sadece gerekçeleri de kabul etmiyoruz. Eğer bir arkadaş sadece heyecan için bir iPhone çaldığını iddia ederse, ona doğru söyleyeceğiz ve gelecekte de ondan kaçınacağız. Nedenin ima ettiği norm kabul edilemez. Daha sonra çalma arkadaşımız daha iyi sebepler sağlama – eğer uygun olan varsa – veya davranışını ayarlama seçeneğine sahiptir. en azından başkaları tarafından tekrar hoşgörü altına alınmak istiyorsa. Özetle, nedenleri değerlendirirken, onları ürettiğimizden çok daha kritik olma eğilimindeyiz. Bu da fırsatlar yaratır.

İnsanlar, söyleyebildiğimiz kadarıyla, bu gezegendeki sebep olan tek türdür (kesin sebepler üretme ve değerlendirme anlamında). Bu nedenle, Amerikan filozofu Wilfrid Sellar’ın nedenlerin alanınıetiketlediğini girdik .. Bir şeyleri basitçe söyleyemeyiz ya da yapamayız; diğerleri her zaman bir açıklama isteyebilir: Neden buna inanıyorsun, neden bunu bildiğini düşünüyorsun, neden böyle davranıyorsun? İlk başta, sebeplerimiz onlardan kurtulabildiğimiz sürece çok iyi olmayacak. Bununla birlikte, başkalarının eleştirel gözü, daha iyi nedenler aramamızı zorunlu kılmaktadır. Artık bu gibi sebepleri sağlayamadığımız zaman, inançlarımızı değiştirmek veya davranışlarımızı düzeltmek zorunda kalıyoruz. Tanrı’nın, cadıların ve tek boynuzlu atların varlığını destekleyen hiçbir sebep kalmamıştır; kölelik veya kadın sünneti için bahaneler tükenmiştir. Bunun yerine, görelilik teorisine ve evrensel insan hakları bildirgesine sahibiz. Sebepler alanındaki etkileşimlerimiz daha iyi bilgi, davranış ve toplumlarla sonuçlanır.

Fakat bilgi o zaman nedenlerle ilgili bir fikir birliğinden daha fazlası değil midir? Bu, en yetenekli retoristlerin bilgi sayısının ne olduğunu belirleyeceği anlamına mı geliyor? Gerçek şu ki, hangi gruba pozisyonu veya sebebi için en fazla destek vereceğini belirlemedi mi? Tam değil. Bu tür iddiaları savunan filozoflar ve sosyal bilimciler, ikna edici argümanların iyi argüman olma eğiliminde olduklarına dikkat çekiyorlar. Mevcut en iyi nedenlerin ne olduğu konusunda hemen hemen hemfikir olunca, bu nedenlerin desteklediği pozisyon doğrudur (veya en çok istenen seçenek). Pragmatik filozof Charles Peirce’in dediği gibi: “Soruşturmayı yapan herkes tarafından nihayetinde kabul edilmek istenen kader, gerçeği kastettiğimiz şeydir ve bu düşüncede temsil edilen nesne gerçektir.”

Sebeplerin alanı bu etkiyi ancak insanların nedenlerini formüle edip değerlendirmesine izin verildiğinde yapabilir. Olmazsa, dogmatizm ve totaliter rejimler ile sonuçlanır. Bilim ve demokrasi, mükemmelliği , sebeplerin serbestçe dolaşabileceği, en harika sonuçlara yol açan boşluklar oluşturur: kendimiz de dahil olmak üzere dünyanın tüm yönleri ve insanların gelişmesini sağlayan toplumlar hakkında olağanüstü bilgi. Sadece bu “açık toplumlar”, Karl Popper’ın kendilerinin dediği gibi, sürekli diyalog biçiminde fikrin bilgiye dönüşeceği koşulları sağlar.

Artık Kimse Size Yalan Söyleyemeyecek

Artık Kimse Size Yalan Söyleyemeyecek

ABD’li hipnoterapist David J. Lieberman öyle taktikler veriyor ki artık size yalan söyleyecek kişi iki kere düşünmek zorunda kalacak.

ABD’li hipnoterapist David J. Lieberman’ın araştırmalarına göre, birinin yalan söyleyip söylemediğini aşağıdaki ipuçlarıyla anlayabilirsiniz:
-Yalan söyleyen kişi göz temasından kaçınır, göz göze gelmemek için elinden geleni yapar.
– Yalan söyleyen ya da bir gerçeği saklayan kişi, ellerini ve kollarını daha az kullanır.
– Kendisine soru sorulduğunda elleri sımsıkı kapanıyorsa ya da avuçları aşağı dönükse bu yalanın ya da kandırmanın sinyalidir.
– Ellerini yüzüne ya da boynuna doğru götürüyor olabilir ama bedeniyle teması sadece bu kısımlarla sınırlı kalır.
– Verdiği cevap nedeniyle içinin rahat olduğunu göstermeye çalışan kişi belli belirsiz kaçamak bir şekilde omzunu silker.
– Kişinin el kol hareketleri ile söylediği sözler arasında zamanlama hatası vardır. Baş hareketleri mekaniktir.
– Şaşırmış, korkmuş ya da mutluymuş rolü yapıyorsa, yüzünde beliren ifade, ağız bölgesiyle sınırlı kalacaktır.
– Yalan söyleyen kişi ayakta dururken ya da otururken konuşma sırasında sırtını dik tutmaz.
– Kendisini itham eden insandan uzaklaşmak isteğiyle muhtemelen bakışlarını kapıya doğru çevirir.
– Konuştuğu insanla ya çok az fiziksel temas kurar ya da hiç kurmaz.
– İşaret parmağını ikna etmek istediği kişiye yöneltmez.
– Kendisini itham eden kişiyle arasına bir takım nesneler koyar.
– Bilinçaltından sızan gerçek duygular, düşünceler ve niyetler dil sürçmesi şeklinde ortaya çıkar.
– Karşısındaki kişi anlattığı hikayeye inanana kadar fazladan bilgi vermeye devam eder.
– Sorulara asla doğrudan cevap vermez, dolaylı olarak ima eder.
– Yalan söyleyen kişi, ‘ben, biz ve bizim’ gibi zamirleri ya çok az kullanır ya da hiç kullanmaz.
– Kullandığı kelimeler açık ve net olmayabilir.
– Sorulan soruya oranla aşırı bir tepki gösterir.
– Yalan söyleyen kişi, bütün sorularınıza cevap verebilir ama kendisi size soru sormaz”

David J. Liberman’ın araştırmasına göre, yalan söyleyen kişi, konu değiştirildiğinde rahatlar ve gerginliği azalır. Yalancıları tanımanın diğer yolları da şöyle:

– Haksız yere suçlandığına sinirlenmez.
– ‘Gerçeği söylemek gerekirse’, ‘Dürüst olmak gerekirse’ ve ‘Neden yalan söyleyeyim ki’ gibi cümleler kullanır.
– Soruyu önceden düşünmüş ve cevabı hazırlamıştır.
– Sorunuzu tekrar etmenizi ister ya da soruya soruyla karşılık verir.
– Konuşmasına, ‘Yanlış anlamanı istemem ama’ gibi bir cümleyle başlar.
– İlginizi dağıtmak için şaka yapar ya da dalga geçer.
– Daha ayrıntılı açıklama gerektiren konuları sıradan bir şeymiş gibi aktarır.
– Hikayesi o kadar inanılmazdır ki, sırf bu yüzden inanırsınız.”

Parapsikoloji Nedir?

Parapsikoloji Nedir?

Parapsikoloji, telepati, tanıma, basiret, psikokinezi, ölüme yakın deneyimler, reenkarnasyon, görünüş deneyimleri ve diğer paranormal iddialar dahil olmak üzere paranormal ve psişik fenomenlerin çalışmasıdır. Parapsikoloji, anabilim adamlarının büyük çoğunluğu tarafından bu şekilde tanımlanır.


Parapsikoloji araştırması büyük ölçüde çeşitli ülkelerdeki özel kurumlar tarafından yürütülmekte ve özel bağışlarla finanse edilmektedir ve konu nadiren ana akım bilim dergilerinde yer almaktadır. Parapsikoloji ile ilgili çoğu makale az sayıdaki niş dergilerde yayınlanmaktadır. Parapsikoloji, bir asırdan fazla araştırmadan sonra herhangi bir psişik fenomenin varlığına dair ikna edici kanıtlar sağlayamamaya rağmen soruşturmaya devam etmek için eleştirilmiştir.

Suç psikologlarının dört rolü

Suç psikologlarının dört rolü

1981’de, Birleşik Krallık’taki ceza psikolojisinin babalarından biri olan Profesör Lionel Haward, psikologun cezai takibatta profesyonel olarak yer almasının dört yolunu açıkladı. Bunlar şunlar:
Klinik: Bu durumda psikolog, bir klinik değerlendirme sağlamak için bir bireyin değerlendirilmesinde rol oynar. Psikolog, değerlendirmesine yardımcı olmak için değerlendirme araçlarını, mülakatı veya psikometrik araçları kullanabilir. Bu değerlendirmeler, polisin veya diğer benzer kurumların söz konusu bireyin nasıl işleneceğini belirlemeye yardımcı olabilir. Örneğin, araştırmaya katılıp katılamayacağını ya da bireyin yargılama sürecini anlayabildiğini veya anlayamadığını gösteren bir akıl hastalığı olup olmadığını öğrenmek için.
Deneysel: Bu durumda, psikologun görevi bir vakayı bilgilendirmek için araştırma yapmaktır. Bu, bir noktayı göstermek veya mahkemelere daha fazla bilgi sağlamak amacıyla deneysel testlerin yürütülmesini içerebilir. Bu sahte hafıza, görgü tanığı güvenilirlik deneyleri ve benzeri içerebilir. Mesela, bu şekilde “şahitlerin bir nesneyi 100 metrede ne kadar görmeleri muhtemeldir?” Gibi sorulara cevap verilebilir.
Aktüeryal: Bu rol, bir vakayı bilgilendirmek için istatistiklerin kullanımını içerir. Örneğin, bir psikoloğun meydana gelme olasılığını sağlaması istenebilir. Örneğin, mahkemeler bir cezanın reddedilmesi durumunda bir kişinin yeniden görüşme olasılığının ne kadar muhtemel olduğunu sorabilir.
Tavsiye: Burada, bir psikolog, polise poliçenin soruşturmaya nasıl devam edeceği konusunda tavsiyede bulunabilir. Örneğin, bireyle görüşmenin en iyi yolu hangisi, savunmasız veya başka bir uzman tanığın en iyi şekilde nasıl ele alınacağı, bir suçlunun suç işledikten sonra nasıl davranacağı.

Ceza psikolojisi

Ceza psikolojisi

Ceza psikolojisi, ayrıca olarak anılacaktır kriminolojik psikolojisi, iradesinin, düşünce, niyetleri ve reaksiyonların çalışmadır suçlular ve tüm paylaşır o suç davranışı.


Cezai antropolojinin alanıyla ilgilidir . Çalışma , bir kimsenin bir suç işlediğine , aynı zamanda suçun ardından, mahkemede ya da mahkemede verdiği tepkilere derinlemesine uzanmaktadır. Ceza psikologları genellikle, jürinin suçlunun zihnini anlamasına yardımcı olmak için mahkeme davalarında tanık olarak çağrılır. Bazı psikiyatri türleri de suç davranışının yönleriyle ilgilidir.

Psikolojinin hukuk sisteminde oynadığı rol

Psikiyatristler ve psikologlar hem zihinsel hem de fiziksel durumları değerlendirebilen lisanslı profesyonellerdir. Profilciler, bir suçun ardındaki bireyleri tanımlamak için davranış kalıplarını ararlar. Bir grup çabası en yaygın psikolojik soruları yanıtlamaya çalışır: Eğer bir toplumda topluma geri gönderilirse cinsel yırtıcı bir yeniden suçlama riski varsa; bir suçlunun yargılanmaya yetkili olması durumunda; Bir suçlunun suçun işlendiği sırada aklı başında olup olmadığı.

Deneme konusundaki yeterlilik sorusu, bir suçlunun halihazırdaki akıl durumuyla ilgili bir sorudur. Bu, failin kendilerine yönelik suçlamaları anlama yeteneğini, bu suçlamalardan mahkum olma / beraat etmenin olası sonuçlarını ve avukatlarına savunmalarına yardımcı olma yeteneklerini değerlendirir. Aklı / delilik ya da cezai sorumluluk meselesi, suçun işlendiği sırada suçluların durumuna ilişkin bir değerlendirmedir. Bu, yanlıştan ve yasaya aykırı olan şeyleri anlama yeteneğini ifade eder. Kanıt savunması, kanıtlanması çok zor olduğundan nadiren kullanılır. Çıldırmışsa, bir suçlu hapishanede hizmet edeceğinden çok daha uzun bir süre boyunca güvenli bir hastane tesisine kararlıdır (teorik olarak).