Siber Suç Nedir?

Teknolojinin gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan suç türlerinden birisi de siber suçtur. Sibernetik kökeninden gelen ve İngilizce karşılığı “cyber” olan siber sözcüğü, bilgisayar ağlarına ait olan anlamındadır. Yani siber, sanal olanı ifade etmektedir.

Dikkat edilmesi gereken husus, bilgisayar ağlarına ait olan kavramından sadece kullandığımız pc ya da laptopları anlamamak gerektiğidir. Bilgisayar; veri depolanan, veri işleyen sistem ve aletlerdir. Örneğin akıllı ev sistemleri de siber suçlar kapsamında birer bilgisayardır.

Hukuk, olmayanı düzenlemez. Öncelikle düzenlenmesi gereken husus meydana gelmelidir. Siber eylemlerin siber sistemlere ve bunların kullanıcılarına zarar verebilir hale gelmesiyle yasalar da düzenlemeye gitmiştir. Türkiye’de Türk Ceza Kanunu ve İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ile düzenlemeler yapılmış, siber suçun ne olduğu ve hangi eylemlerin cezalandırılacağı belirlenmiştir.

Siber suç kavramı yasalarımızda bu haliyle kullanılmamakta, bilişim suçu olarak adlandırılmaktadır. Dünyada siber suçu belirten diğer ifadeler ise:

  • Bilişim Suçu,
  • Elektronik Suç,
  • Dijital Suç,
  • Bilgisayar Suçları,
  • Teknoloji Suçu,

gibi isimlerdir. Siber Suç kavramının ayrıntısına, yasalarımızdaki karşılığına uygun olarak bilişim suçu ile ilgili konularda değinmeye çalışacağız.

Psikoloji Nedir, Ne İşe Yarar?

Psikoloji nedir? Kısaca bu soruya verilecek yanıt, “İnsan ve hayvanların duygu ve davranışlarının incelenmesidir.” denilebilir. Psikoloji ismi seçilirken, insanın organlarının işleyişinin incelenmesi değil, onun duygu, davranış, düşünce ve algılarının anlaşılmasına vurgu yapılmak istenmiş olmalıdır.

Psikoloji nedir? Bu soruya karşılaştığım bir kitapta öz bir cevap buldum. Fulya Taşçeviren tarafından yazılmış “Kolay, Kısa, Keyifli Psikoloji” isimli kitapta psikoloji nedir kısaca anlatılmış.

Psikoloji insan ruhunun, özünü, değişik durumlarını inceleyen, duyum, coşku ve düşünme gibi olguların kurallarını bulmaya çalışan bilim dalıdır. Namı diğer ruhbilim… Yunanca “ruh” anlamına gelen psykhe ile “bilgi” anlamına gelen logos kelimelerinden türetilmiştir. Psikoloji sözcüğü ilk olarak Alman filozof Christian Wolff (1676-1754) tarafından kullanıldıktan sonra önemsenmeye başlanmıştır.

1879’da Alman psikolog Wilhelm Wundt tarafından Leipzig’de kurulan psikoloji laboratuarı ile de psikoloji, deneysel bilim dalı unvanını kazanmıştır. İlk psikoloji deneyleri burada yapılmıştır. Psişik olaylar fizik olayları gibi incelenmeye çalışılmıştır. Daha sonra Avrupa’nın değişik yerlerinde ve Amerika’da birçok psikoloji laboratuarı açılmıştır. Bizde ise ilk psikoloji çalışmaları Farabi ve İbni Sina’nın düşünme, duygulanma, irade gibi özellikleri incelemeleriyle başlar. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın çalışmaları da önemlidir.

On beşinci yüzyılda Sultan İkinci Mehmed döneminde kurulan akıl hastanesinde, müzikle ve sporla hastaları tedavi yoluna gidilmiştir. Batı etkisine dayanan ilk psikoloji çalışmaları ise Hoca Tahsin Efendi’nin Psikoloji Yahut İlm-i Ruh eserini yazmasıyla başlar. Abdullah Cevdet ruhsal olaylarla beyin arasındaki ilişkileri incelemiş, Ahmet Mithat Efendi ise çocukların zihinsel ve ruhsal gelişimi ile ilgili araştırmalar yapmıştır. Ve tabi ki Mazhar Osman’ın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ni kurması da Türkiye’de psikolojinin gelişiminde bir dönüm noktasıdır.

Psikoloji, felsefeden ayrılıp bağımsız bir bilim haline geldikten sonra, kısmen de olsa, bazı filozofların düşünce biçimlerinin etkisinde kalmış ve ekol olarak gelişen psikoloji akımları ortaya çıkmıştır. Ekoller genellikle tek yanlı görüşlere dayanır. İncelemek istedikleri konuyu temel öğeler açısından ele alırlar. Psikolojinin belli başlı ekolleri şunlardır: Yapısalcılık (zihin yapısı ile ilgili), İşlevselcilik (zihin göreviyle ilgili), Davranışçılık, Psikanaliz ve Geştalt Psikolojisi.

Alıntıdaki “Psikoloji nedir?” sorusunun cevabı ayrıntılı olmamakla beraber konunun farklı yönlerini kapsadığından kayda değerdir.

Psikoloji ne işe yarar?

Psikoloji insani bir bilim olarak birçok bilim dalına yardımcıdır. Kriminoloji gibi suçun anlaşılmasından, işe alım süreçlerine yaygın bir faaliyet alanı vardır.

Psikoloji insan davranışlarıyla ilgili olduğu için tıptan tamamen ayrılamaz bir bilim ve bu özelliği başta sağlık alanında psikolojiden yararlanılmasını sağlar. Dünya sağlık örgütünün tanımında insanın ruhen ve bedenen sağlıklı olması vardır. Psikoloji başta insanın ruhen sağlıklı olmasını sağlayabilir.

Travma geçiren insanlar psikolojik destek alırken psikoloji biliminden faydalabılabilir. Çocukların başlarına gelen felaketler, kişiye çok yakın birinin ölümü gibi durumlarda mesela.

Toplumsal sorunların çözümünde diğer sosyal bilimlerle birlikte psikolojiden faydalanılabilir. Örneğin ülkede kadına yönelik şiddet sorununu çözmek için bu bilimden faydalanılabilir. ABD’de okullarda yaşanan ciddi sorunların çözümü için de geçerlidir bu.

Psikoloji eğitim alanında da kullanılır. İnsan nasıl öğrenir, daha etkili bir öğrenme nasıl olur sorularına cevap verebilir psikoloji. Aynı zamanda pedagoji denilen bilim dalının belki de en iç içe olduğu bilim psikolojidir. Çocuklara nasıl davranılmalıdır, çocuklar nasıl yetiştirilmelidir? Bu sorulara cevap arar psikoloji.

Psikoloji iş dünyası için de çok önemli ve gereklidir. Kimler işe alınmalıdır, örgüt bağlılığını artırmak, iş doyumunu artırmak için neler yapılabilir, insanlar nasıl ortamlarda daha rahat ve üretken olurlar? Bu soruların yanıtı için de bu bilimden faydalanılabilir.

Reklam ve pazarlama alanı da yine bu bilimin fayda sağladığı alanlardandır. Marka algısı oluşturma, marka sadakati, tüketimi teşvik etme, akılda kalma gibi konularda endüstri dünyasında psikolojiden faydalanılır. Rafları nasıl dizersek daha fazla alış veriş yapılmasını sağlarız? Su şişesinin kapağı hangi renk olursa insanların suya talebi artar?

Neden sosyal medya siteleri genellikle mavi rengi tercih eder? Bir reklamda hangi kelimelere vurgu yapılırsa dikkat çekme ve akılda kalma artar?

Ve elbette siyasette. Psikoloji biliminin bulgularından siyasette de faydalanılır. Seçmen psikolojisi, lider algısı gibi alanlarda psikolojinin önemi inkar edilemez. Nasıl konuşmalı, hangi kelimeler seçilmeli, hangi kıyafetler tercih edilmelidir?

Psikoloji ve Psikiyatr arasındaki fark

Psikoloji yukarıda verilen alanların hepsi için kaynak sunarken Psikiyatr psikoloji biliminin verilerinin tıp alanında kullanımıdır.

Bu iki bilim dalı arasındaki esas ayrım, ikisinin eğitim anlayışları ve yaklaşımlarındaki farka dayalıdır. Psikiyatri bir tıp dalı, psikoloji ise bir sosyal bilim alanıdır. Bir üniversitenin edebiyat fakültesinde yer alan “psikoloji” bölümü, öğrencilerine psikoloji bilimini öğretir ve “psikolog” yetiştirir. Tıp fakültelerindeki “psikiyatri” dalları ise, “psikiyatr” yani ruh doktoru yetiştirir. Psikiyatrlar “tıp doktoru” unvanını taşırken, psikologlar “sosyal bilimci” unvanını taşımaktadırlar.

Burada yazılan psikolojinin kullanım alanları birer örnektir. Farklı alt dalları olan psikolojinin birçok kullanım alanından bazılarıdır bunlar. Psikoloji nedir ve psikoloji ne işe yarar sorusunun tam cevabı değildir.

Sebeplerin alanı ve bilgi üretimi

1644’te, İngiliz şairi John Milton, iç savaş ve dini fanatizmin rahatsız edici dönemlerinde, basın özgürlüğü için tutkulu bir ricada bulundu. Şöyle yazdı: “Öğrenmek için çok arzunun olduğu yerde, çok fazla tartışmanın, çok yazmanın, çok fazla düşüncenin olması gerek; Çünkü iyi insanlarda görüş aslında bilgi demektir. ”Milton, bu kelimelerle, diğer düşünürlerin de tanıdıklarını, yani, insanların özgürce tartışmasına izin verirseniz, her birinin kendi perspektifinden gelme eğiliminde olacağı fikrine değinir. oldukça iyi çözümler ile.

Örneğin Sokrates ve Platon, diyalog biçimindeki akıl yürütmenin bir tür bilgi biçimine yol açtığını düşündü. Jürgen Habermas, “iletişimsel rasyonellik” ten söz ediyor. Fakat neden bu neden değişimi bu kadar önemli? Özel akıl yürütme, bize Fransız filozof René Descartes’in bir zamanlar düşündüğü gibi “açık ve farklı fikirler” sunmuyor mu? Yoksa akıl yürütme, bireylerin sezgisel ve duygusal düşüncelerini, son psikolojik araştırmaların önerdiği gibi düzelttikleri bir süreç değil midir?

Son zamanlarda bilişsel bilim adamları Hugo Mercier ve Dan Sperber tarafından harika ilham verici kitaplarında Akıl Yürüten Enigma adlı yeni geliştirilen akıl yürütme teorisi, akıl yürütmenin evrimsel işlevinin kendi davranış ve bilgimizi geliştirmek olmadığını önermektedir. Bunun yerine, muhakemenin kökenini sosyal bir bağlamda anlamalıyız. Başkalarını ikna etmek ya da kendimizi haklı çıkarmak için sebepler sunuyoruz. Yazarların söylediği gibi: “Sebepler sosyal tüketim içindir”. Bu, evrimsel bir bakış açısına göre, nedenlerimizin mutlaka iyi olmak zorunda olmadıklarını, ancak sadece verimli olmalarını gerektirmektedir. Kendi nedenlerimize hizmet etmeleri gerekiyor ve eğer basit argümanlarla iyi çalışırsa, neden daha iyi, ama daha karmaşık olanları aramayı zahmet ediyorsun? Bu nedenle bizim mantığımız önyargılı ve tembeldir. Ancak durum buysa, muhakeme bilgiyle nasıl sonuçlanır? Sofistler, retoristler ve avukatlar, mantığın haklı olmakla değil, sadece başkalarını ikna etmekle ilgili olduğunu iddia etmekte haklı mıdır?

Aslında, kelimenin bu ustalarıyla aynı fikirde olmak zorunda kalacağız. Bununla birlikte, oyunda başka bir faktör var, yani nedenlerin ele alındığı insanlar. Başkalarının iddiaları tarafından kolayca kolay sallanmıyoruz, çünkü bu bizi aldatma ve manipülasyona karşı savunmasız bırakacaktır. Eğer bir eczacı bize ve ailesine yardım ettiğini söyleyen homeopatik bir iksir satmaya çalışırsa, şüpheci davranırız çünkü fıkralar bilimsel kanıt olarak sayılmaz. Benzer şekilde, sadece gerekçeleri de kabul etmiyoruz. Eğer bir arkadaş sadece heyecan için bir iPhone çaldığını iddia ederse, ona doğru söyleyeceğiz ve gelecekte de ondan kaçınacağız. Nedenin ima ettiği norm kabul edilemez. Daha sonra çalma arkadaşımız daha iyi sebepler sağlama – eğer uygun olan varsa – veya davranışını ayarlama seçeneğine sahiptir. en azından başkaları tarafından tekrar hoşgörü altına alınmak istiyorsa. Özetle, nedenleri değerlendirirken, onları ürettiğimizden çok daha kritik olma eğilimindeyiz. Bu da fırsatlar yaratır.

İnsanlar, söyleyebildiğimiz kadarıyla, bu gezegendeki sebep olan tek türdür (kesin sebepler üretme ve değerlendirme anlamında). Bu nedenle, Amerikan filozofu Wilfrid Sellar’ın nedenlerin alanınıetiketlediğini girdik .. Bir şeyleri basitçe söyleyemeyiz ya da yapamayız; diğerleri her zaman bir açıklama isteyebilir: Neden buna inanıyorsun, neden bunu bildiğini düşünüyorsun, neden böyle davranıyorsun? İlk başta, sebeplerimiz onlardan kurtulabildiğimiz sürece çok iyi olmayacak. Bununla birlikte, başkalarının eleştirel gözü, daha iyi nedenler aramamızı zorunlu kılmaktadır. Artık bu gibi sebepleri sağlayamadığımız zaman, inançlarımızı değiştirmek veya davranışlarımızı düzeltmek zorunda kalıyoruz. Tanrı’nın, cadıların ve tek boynuzlu atların varlığını destekleyen hiçbir sebep kalmamıştır; kölelik veya kadın sünneti için bahaneler tükenmiştir. Bunun yerine, görelilik teorisine ve evrensel insan hakları bildirgesine sahibiz. Sebepler alanındaki etkileşimlerimiz daha iyi bilgi, davranış ve toplumlarla sonuçlanır.

Fakat bilgi o zaman nedenlerle ilgili bir fikir birliğinden daha fazlası değil midir? Bu, en yetenekli retoristlerin bilgi sayısının ne olduğunu belirleyeceği anlamına mı geliyor? Gerçek şu ki, hangi gruba pozisyonu veya sebebi için en fazla destek vereceğini belirlemedi mi? Tam değil. Bu tür iddiaları savunan filozoflar ve sosyal bilimciler, ikna edici argümanların iyi argüman olma eğiliminde olduklarına dikkat çekiyorlar. Mevcut en iyi nedenlerin ne olduğu konusunda hemen hemen hemfikir olunca, bu nedenlerin desteklediği pozisyon doğrudur (veya en çok istenen seçenek). Pragmatik filozof Charles Peirce’in dediği gibi: “Soruşturmayı yapan herkes tarafından nihayetinde kabul edilmek istenen kader, gerçeği kastettiğimiz şeydir ve bu düşüncede temsil edilen nesne gerçektir.”

Sebeplerin alanı bu etkiyi ancak insanların nedenlerini formüle edip değerlendirmesine izin verildiğinde yapabilir. Olmazsa, dogmatizm ve totaliter rejimler ile sonuçlanır. Bilim ve demokrasi, mükemmelliği , sebeplerin serbestçe dolaşabileceği, en harika sonuçlara yol açan boşluklar oluşturur: kendimiz de dahil olmak üzere dünyanın tüm yönleri ve insanların gelişmesini sağlayan toplumlar hakkında olağanüstü bilgi. Sadece bu “açık toplumlar”, Karl Popper’ın kendilerinin dediği gibi, sürekli diyalog biçiminde fikrin bilgiye dönüşeceği koşulları sağlar.

İletişimde Ses Tonu Nasıl Olmalıdır?

Ses insan iletişiminin en önemli parçalarından bir tanesidir. Sesinizle birlikte iletmiş olduğunuz mesajlar olabilir. Bunları belki bilerek belki de bilmeyerek kullanıyor olabilirsiniz. Bunun içinde öncelikli olarak ses tonunuzu tanımanız iyi bir fikir olacaktır. Sesin tınısı, yüksekliği, hızı ve netliği sizin iletişimdeki en büyük silahınız olacaktır.

Mesela aynı cümleyi birden fazla insanlara kullandırabilirsiniz. Ancak herkesin o cümleyi kullanış şekli yani sesin tınısı birbirinden farklı olacağından dolayı sesin tonu psikolojik sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Buradan baktınız zaman şunu söyleyebiliriz ki tüm kelimeler kendi içinde özlü bir sözdür.

İnsanlar birbirleriyle olan iletişimlerinin % 60’ını sözsüz olarak kullanırlar % 30’luk bölümde ise ses tonunu kullanırlar buradan da alınacak sonuç şu olacaktır. Biz insanların söyledikleri sözlerinin %90’ını ağzımızdan çıkmıyor.

İnsanların ses tonlarını incelediğiniz de ne yapmanız gerektiği de açıkça ortaya çıkıyor. Yani yabancı dil konuşan birisiyle muhabbet etmiş olsanız bile onların ne hissettiklerini ve düşündüklerini anlayabilirsiniz. İsterseniz aşağıda bunlara biraz örnek verelim.

Hangi ses tonu nasıl yorumlanır?

Derin ses tonunun insanın olgunluğunu hatırlattığını biliyoruz dolayısıyla bu da etrafındakilerine güven verecektir. İşte siz bu ses tonunu reklamlarda çok fazla dinliyorsunuz. Yani burada güzel bir tespit yapılmış ve insanın psikolojik olarak ürüne güven duyması sağlanıyor. Ancak burada sesin tonunun derecesi de önemlidir. ses çok yoğun bir tondaysa o zaman karanlık bir hisse kapılır.

Katı ses tonuna sahip olan kişiler seçkin ve önemli olarak hissedilirler.

Sessiz bir şekilde konuşan insanların zayıf ve güçsüz oldukları hissedilir. Bunun içinde genelde garip birisi şeklinde tanımlanabilirler.

Konuşurken titiz bir ses tonuna sahip olduğunuz da etrafınızdakiler tarafından güven duyulmazsınız. Her an bunun altından bir iş çıkabileceği düşüncesi oluşur.

Yani aslında ses öyle ince bir detaydır ki bir insanın kimliğinin doğrulanması içinde onu ele verecektir. Günümüzde teknolojik cihazlara da ulaşabilmek için sesin gücünden faydalanılır. Sesin önemli bir rolü vardır ki o da mahkemede delil olarak sunulabilir. Hatta parmak izinden çok daha güvenli bir tespittir.